Makale Dizini
2.3.3 Atmosfer ve Uzay Boşluğunun Korunması
1979 yılında yapılan Uzun Menzilli Sınır Ötesi Hava Kirliliği Sözleşmesi, devletlerden sadece ortalama bir yükümlülük beklerken, Ozon Tabakasını İncelten Maddelere Dair Montreal Protokolü ise devletleri CFC’leri ve halonların kullanımını kademeli olarak azaltması ile yükümlü kılmaktadır. Bunun temelleri üzerine kurulan bir uygulama komitesi, bu yükümlülüklere uyulup uyulmadığını izlemektedir. İklim endişeleri üzerine olan sözleşme çerçevesi, sera gazı için Montreal Protokolü tarafından kapsanmamıştır ve atmosferdeki sera gazı yoğunluğunu iklim sistemine tehlikeli bir antropojenik karışım olduğu düzeyde stabilize etmeyi amaçlamaktadır (md. 2). Gelişmiş ülkeler ve Doğu ve Orta Avrupa ülkeleri gibi Annex I ülkeleri içinde bahsedilen diğerler ülkeler daha sonra emisyonlarını azaltmıştır, böylece gelişmekte olan ülkelerin belirli bir derecedeki ve toplam birikmiş işlerini dikkate alarak 1990 seviyesine tekrar ulaşılabilir.
Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (BMİDÇS), nerdeyse dünyadaki bütün ülkeler tarafından mümkün olan en kısa sürede kabul edilmiştir; rezervasyonlar genellikle yasaklanmıştır (md. 24). Bu, insanlığın ortak çıkarları ve endişelerine ilişkin yeni kamu hukukunun bir parçası olarak sözleşmenin karakterine uygundur (ortak endişe). Kyoto Protokolü 1997 yılındaki BMİDÇS’ye, hükümet yanlısı izin verilen emisyonları, 1990 yılının emisyon yüzdeleri olarak göstererek sanayileşmiş ülkelerin emisyon azatlım taahhütlerini kanıtlamaktadır. Avrupa Topluluğu ve bu topluluğun üye devletleri zaten protokolü onaylamıştır. Amerika Birleşik Devletleri protokolü imzalamıştır ancak ülke ekonomisi üzerine olabilecek korkulan etkiler nedeniyle onaylamayı reddetmiştir.
Sonuç olarak, uluslararası çevre hukuku, çok dinamik bir olgudur ve belirtildiği gibi bu alanda bazı karakterize edici ilkeler geliştirilmiştir.


