Makale Dizini
2.3 Farklı Çevresel Ortamların Korunması
2.3.1 Uluslararası Akarsular ve Göller
Uluslararası Akarsuların ve Göllerin Kullanımı ve Korunması üzerine bahsedilmiş olan sözleşme, önlem ilkelerini, sorumlunun yükümlülüğünü ve nesiller arası adaleti (md. 2, para. 5) önde gelen ilkeler olarak bildirerek, çevresel etki değerlendirmesi sağlayarak (md. 3) ve geniş işbirliği yükümlülüğünü kapsayarak (md. 9) uluslararası çevre hukukunun modern gelişimini yansıtmaktadır. Benzer şekilde, 1997’de kabul edilen Uluslararası Akarsuların Navigasyonel olmayan Kullanımı Sözleşmesi, katılımcı devletlerarasında işbirliği ve işbirliği yükümlülükleriyle ilgili daha ayrıntılı hükümler ve aynı zamanda Trailer Smelter vakasında zaten bahsedilmiş olan ciddi hasardan kaçınma prensibini gerektiren dengeli (adil) ve akılcı kullanım ilkelerini birleştirmektedir. Uluslararası akarsuların ve göllerin kullanımı ve korunması üzerine olan sözleşmenin aksine, ihtiyatlılık ilkesi, sadece yabancı türlerin getirilmesiyle ilgili ifade edilir. Devletler, ekosistem için olumsuz sonuçlar doğurabilecek yabancı ya da yeni türlerin uluslararası bir akarsuya girmesini önlemeyi garantilemek için tüm gerekli tedbirleri almalıdır (md. 22).
Ancak, her iki sözleşme de temel olarak kurtarılabilirlik limitleri dâhilinde bir kullanımı ifade eden sürdürülebilirlik ilkesine işaret etmektedir.
2.3.2 Denizlerin Kirletilmesi
1982’de kabul edilen Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi (UNCLOS) hasar yasağını onaylar (md. 194 UNCLOS) ve gelişmekte olan devletlerin işbirliği ve öncelik ilkelerini sağlar (md. 192). Ayrıca, deniz çevresinin karadan ve yaşayan deniz kaynaklarının korunması için kullanılan denizden kirletilmesinin önlenmesini destekleyen genel hükümleri içermektedir (md. 204). Atıkların ve Diğer Maddelerin Boşaltılmasıyla oluşan Deniz Kirliliğinin Önlenmesi için 1972 Londra Sözleşmesi'nde daha özel hükümler bulunabilir; bu sözleşme tamamen yeniden şekillendirilmiştir ve 1978 Protokolü ile Gemilerin Yol Açtığı Kirliliğin Önlenmesi için yapılan 1973 Uluslararası Sözleşme (MARPOL) üzerinde de değişiklik yapılmıştır. Bu ikinci sözleşme, asıl olarak bayrak devlet ilkesinden kaynaklanmaktadır. Yani MARPOL’un hükümlerinin delinmesi, suç nerede işlenirse işlensin, gemi hangi ülkenin bayrağını kullanıyorsa ya da hangi ülkenin yetkisine sahipse o ülkenin hukuku tarafından cezalandırılır (md. 3 ve 4 MARPOL). Londra Atık Boşaltım Sözleşmesi uyarınca, gemi hangi devlete kayıtlı olduğu ya da hangi ülkenin bayrağını kullandığı, hangi devlete atık maddesi getirdiği ve en sonunda da hangi yetki alanına tabi olduğu önemlidir (md. VII Londra Anlaşması). Özellikle, petrol sızıntıları açısından, 30 Kasım 1990 tarihinde yapılan Petrol Kirliliği Alanında Hazırlık, Tepki ve İşbirliği üzerine Uluslararası Sözleşme (ILM, vol. 30, 1991, 733) ve Petrol Kirliliği Zararının Sivil Sorumluluğu üzerine 1992 yılında yapılan Uluslararası Sözleşme hala yürürlüğe girmemiştir.
2.3.3 Atmosfer ve Uzay Boşluğunun Korunması
1979 yılında yapılan Uzun Menzilli Sınır Ötesi Hava Kirliliği Sözleşmesi, devletlerden sadece ortalama bir yükümlülük beklerken, Ozon Tabakasını İncelten Maddelere Dair Montreal Protokolü ise devletleri CFC’leri ve halonların kullanımını kademeli olarak azaltması ile yükümlü kılmaktadır. Bunun temelleri üzerine kurulan bir uygulama komitesi, bu yükümlülüklere uyulup uyulmadığını izlemektedir. İklim endişeleri üzerine olan sözleşme çerçevesi, sera gazı için Montreal Protokolü tarafından kapsanmamıştır ve atmosferdeki sera gazı yoğunluğunu iklim sistemine tehlikeli bir antropojenik karışım olduğu düzeyde stabilize etmeyi amaçlamaktadır (md. 2). Gelişmiş ülkeler ve Doğu ve Orta Avrupa ülkeleri gibi Annex I ülkeleri içinde bahsedilen diğerler ülkeler daha sonra emisyonlarını azaltmıştır, böylece gelişmekte olan ülkelerin belirli bir derecedeki ve toplam birikmiş işlerini dikkate alarak 1990 seviyesine tekrar ulaşılabilir.
Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (BMİDÇS), nerdeyse dünyadaki bütün ülkeler tarafından mümkün olan en kısa sürede kabul edilmiştir; rezervasyonlar genellikle yasaklanmıştır (md. 24). Bu, insanlığın ortak çıkarları ve endişelerine ilişkin yeni kamu hukukunun bir parçası olarak sözleşmenin karakterine uygundur (ortak endişe). Kyoto Protokolü 1997 yılındaki BMİDÇS’ye, hükümet yanlısı izin verilen emisyonları, 1990 yılının emisyon yüzdeleri olarak göstererek sanayileşmiş ülkelerin emisyon azatlım taahhütlerini kanıtlamaktadır. Avrupa Topluluğu ve bu topluluğun üye devletleri zaten protokolü onaylamıştır. Amerika Birleşik Devletleri protokolü imzalamıştır ancak ülke ekonomisi üzerine olabilecek korkulan etkiler nedeniyle onaylamayı reddetmiştir.
Sonuç olarak, uluslararası çevre hukuku, çok dinamik bir olgudur ve belirtildiği gibi bu alanda bazı karakterize edici ilkeler geliştirilmiştir.


